Gönderen: bencem24d | Ocak 19, 2012

Aleviler Neden camiye Gitmezler?

KUR’ANDA CAMİ VE MESCİT
Camiler ve mescitler hakkında yürüttüğümüz mütalaları yanlız zamanımızın düşünce sitemine istinat ettirmiyoruz.Bu meselenin kökü çok derindedir.Ta İslamiyetin zuhrunun ilk yıllarında bile cami ve mescit meselesi vardı.Şimdi Kur’an ve tarih yollarına baş vurarak Hz. Muhammet tarafından İslam mescitlerinin nasıl yıkıldığını isbat edelim
Allahu Taala Resulullaha ayet vehyederek camilerde namaz kılınmasını yasak etmiş ve Hz. Muhammed dahi camileri yıktırmıştır,nitekim Tevbe süresinin 107.nci ayeti

Müminlere zarar vermek ve gönüllerinde saklı duran düşmanlığı kuvetlendirmek için namaz kılmağa mescit meydana getirdiler.Bunlar Müslüman olmadan öncede Hazireti muhammed’le harbeden münafıklardır.Müminlerin arasını açmayı onları birbirine düşürmeyi akıllarına koymuşlardı.Ya Muhammed Müslümanlar,seninle birlikte namaz kılsın ve zikretsin diye böyle geniş mescit,cami yaptık derler,Allahu Taala dahi şahitlik eder ki,onlar yeminlerinde yalandır.

Tevbe suresinin 108.ayeti

Ya Muhammed kalkma ve ol mescitlerde ebediyen namaza durma.Evelce Tanrı korkusu üzerine yapılan mescidi evelde hakka ibadet haklı ve lazım bir ibadedtti.Orada rızaullah için kötü ahlaktan hem kendilerini pak etmeyi ve hem dekötü ahlaktan onları sevmeyi bilen bir güruh vardır.(onlar ile ol)

Sureti En’am 92.ayet
Ya Muhammed şunlar ki azaptan korktukları ahitete ve Kur’an-a iman ederler.Din direği olan namazlarını saklasınlar

Tür suresinin sonuncu ayeti:49
Gece namaz kıl açık kılmadan sakla yıldızlar batana kadar

Bu ayetten anlaşılacağı üzere hudut yıldızı batıncaya kadar

A’raf suresinin 55.ayeti:
Tanrınız ululuğuna yalvarma ve inlemeyi sırren ve batınen ibadaet edin çünkü Allahhu taala dua ile haddini tecavüz edeni sevmez.

A’raf suresinin 205.ayeti
Ya Muhammed Allahın kalbinde gizli zikret
Ve namazın Resul Ekrem tarafından gece kılındığı mazhepler tarihide yazar. Hikmeti Kur’an merakına ehil olanlara bu bir ilham azimidir ki, ahirzaman Peyganberimiz Hazireti muhahammed’in Miraci nasıl ki Tanrı taala ile kendi arasında gece ve tenhadır,namaz kılan müminin ve müminatın niyazı ve namaz ve taatleri de aynı surette hak taala ile sade kendileri arasında olduğuna bu bu müsbet deliller şöyle dursun akıl ve mantığın kabülüde böyle olduğu için Aleviler’de ezanla halkı namaza davet etmek yoktur.Ancak arzusu olanlar kendilerinden ibadete gide bilirler

TARİH ŞAHİTTİR İslam tarihi tetkit edilince de görülür ki,HaziretiResuli ekrem’in ölümünden sonra ilk teravi namazı Halife Ömerin zamanında,ilk dört rekat gündüz namazı da Halife Osman zamanında kılınmıştır(Tberitarihi shf 15).Muaviye ve oğlu Yezit zamanında dini işler siyasete alet edilmiş hurafatla,evladı,Resüle kin duygusuyla doldurulmuş camiler mimberler yapılarak Hazireti Ali ve evladına lanetler yağdırılmış onları sevenler katledilmiştir

İsra suresinin 110.ayetinde şöyle buyrulur
Ya Muhahmmed deki rabbiniz celle şaneye Allah veya rahman isminden hangisiyle tesmiye ve dua ve nida ederseniz onun esmayi hüsnası(1)sendedir

Caferi Sadık Haziretleri de,Hutbetu Beyanında buyururki,bu iki isimden Allah ismi,azamdır.Bu isimle duanız kabul olunur.Allah isminden hangi harfi cıkarsan mana zail olmaz.

İşte Aleviler Kur’an-ı Kerim’inemirlerine uyarak Allah ismini anarak gülbank (cem) cekmeyi en büyük ibadet bilirler.Ve kalbi ibadeti tercih ederler

Camilere gidenlere de bir diyeceğimiz yoktur.Türkiye Cumhuriyeti laik bir ana yasaya sahiptir.İsteyen kiliseye ,isteyen havraya,itiyen sinamaya,isteyen gazinoya,isteyen meyhaneye,isteyen camiye gider.Biz yalnız şu noktayı işaret etmek istiyoruz ki camiye gitmeyen cami yapmamış olan Alevilere ve fikir adamlarına yapılan dedikodu bırakılsın.Ortada ikilik kalksın.Alevilerinde hak yolunda oldukları anlaşılsın da birlik olsun Türkiye’de dirlik olsun.

Aleviler Neden hac’a gitmezler:

HAC VE HACERULESVET
Burada Hac ve hacerül Esvet taşının tarihi olaylarının yazılmasıyla hakikat anlaşılır.Şahsivaril İslam adlı Tarih kitabının 1. sahifesinde şöyle yazar:Kabeyi ziyaret İslama mahsuss bir ibadet değildir.İslam dini cıkmadan önce putrerestler zamanında Arabistan yarımadası putperestleri kabeye hürmet beslerler ve ziyaret ederlerdi.Mekke ortasındaki Haceri Semavi(Yani Hacerülesvet)taşının etrafına toplanıp secdeye kapanırlardı.Burada,Kudüs ve Yunan putperestelerinden öğrendikleri üzere kurbanlar keserlerdi

FARAİZİ HACCIN BÜYÜKLÜĞÜ KUR’ANDA
ASKERE YARDIMDIR

Kur’an emrine uymak lazım gelirse,hacca gitmekten orduya yardım etmek daha hayırlı bir sevaptır.
Haç için harcanan paraları memleket imarına,yollara,fabrikalara,havacılığa yatırmak daha iyi bir hacılıktır.Ve sevabı o nisbetten hacdan daha büyüktür

Kur’an-ı Kerimin Tevbe suresinin 19.ayetinde buyurur
Siz hacılara sakacılık ile mescüdilharamı yapmayı,Allahu taalaya ve ahirete iman getiripte din ve vatan yolunda fisebilillah çarpışanlar ile beraber mi tutarsınız.Müşrüklerin bu düşünceleri müminlerin güzel işlekleriyle Tanrı taala yanında beraber olmaz.Allahu taalaya ikilik etmekle nefislerinize zul medenler hidayete ermedi

Osmalılar döneminde hac olarak Erdebil’e de gidildiği bilinir.Eleştirenlere Biz ölüye deyil,diriye varız

Yunus Emre der Hoca
Gerekse bin var Hacc’a
Hepsinden iyice
Bir gönüle girmektir
Yunus Emre

Hararet nardadır sacda değildir
Akıl baştadır,tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Mekke’de,Kudüs’te Hcda değildir

Hacı Bektaş veya Kaygusuz Abdal
Aleviler ta başından beri hac konusunaakılcı bir pratikle yaklaşmışlardır.Gönül yapmayı amaçlıyarak,haccı Anadolu insanının eğitimi anlayışına indirgemişlerdir.Anadolu insanının parasını ve gücünü Arap çöllerinde harcamaktan kurtarmışlardır.

KIBLE İbadet esnasında yönelik en mühüm nokta bir insanın kendi kalbi veya iç varlığıdır
Kıble hakkında Kur’anın emri şöyledir Sureti Bakara 115.ci ayet
Güneşin doğup battığı yerlerin cümlesi Tanrı taala mülküdür,pes hangi tarafa yüz döndürür isenizAllahu taala ibadet tarafı orasıdır.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Zümmer suresinin 17.18. ayetinde

Ya Muhammed onlar ki,her çeşit tapınan putlardan sakınıp kaçtılar,şunlar Allahu taalanın ibadet ve niyazına döndüler.Onlar için ölüm vakitlerinde ve geri dirildiklerinde melekler diliyle onlara cennet müjdesi vardır.Ya Muhammed sözü işitip onun güzelliğine uyan kullarıma müjde eyle. Menzil maksuda erdiler onlar. Akıl kamil sahipleridir.

Allaha yalvarmak için her taraf kıbledir.İbadet esnasında Hacerulesvet gibi belli bir noktayı ve bir şehri daima olarak Kıble kabul etmek o nokta veya şehri putlaştırmak gibi bir şey olur

KAYNAKÇA
öz kaynaklara göre Alevilik_Rıza Zelyut
Kur’an’da Hikmet Tarihte Hakikat_Halil Öztoprak
Aleviliğe İftiralara Cevaplar_Baki Öz
Alevilik’te Cem_Hüseyin Gazi Metin

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Alevİlİkde kuran İnancı

Alevİlİkde kuran İnanci

İslamcı çevreler Aleviliği Kuran’a bağlı olmamakla,onun hükümlerine inanmayıp uymamakla şuçlar.Aleviliği Kuran ve İsalm dışına atmaya çalışırlar.İslamcı anlayışla Aleviliğn bu alanda ayrıldıkları noktalar vardır.Olay,farklı değerlendirilir.İslamcı çevreler Kuran’ın tam,eksiksiz ve katışıksız olduğu iddiasındadır.Alevi çevrelerse Kuran’ın Ali ve Ehlibeyit’le ilgili hükümlerinin çıkarıldığı,kalem katıldığı,bir düzenleme süreci geçirdiğini savunurlar.Bu düzenleme sürecinin Ali ve Ehlibeyit aleyhine bir gelişme gösterdiğini ileri sürerler.Aleviler bu görüşlerinde yanlız değillerdir.Bilim çevreleri de Alevi görüşü destekler

Kuran’a Kalem Katıldı mı?
Bilindiği gibi Kuran bir düzenleme süreci geçirmiştir.Ebu Bekir’in halifeliği döneminde ezberden olan ayetler yazılı duruma getirilmiş,Osman’n halifeliği dönemindeyse Zeyd bin Sabit başkanlığında bir kurul oluşturularak yazılı duruma getirilen Kuran’ın düzenlemesi yapılmış,ayet ve süreler üzerine sistemleştirilmiş,yedi nüsha çoğaltılarak İslam’ın yayıldığı bölgelerde birliği sağlamak amacıyla Amiliklere birer tane gönderilmiştir.Bu düzenlenen nüshaya tarihçiler Osman Kuran’ı derler.Birinci ve ikinci özgün metinlerse ilerde ayrılığa neden olur gerekcesiyle yakılmıştır(1)ders kitaplarına kadar inen bilgi budur.
Eyaletlerdeki mushaflar da yaktırılarak kitleler üzerinde etkin olan İbni Mesud ve Ubeyy b.Ka’b’ın kıratları yasaklanmıştır(2).Emeviler 700 yıllarında Kuran’ın noktalanması üzerinde çalışmışlar.Emevi halifelerinden Yezit ve Abdülmelik bin Mervan’ın buğruğundaki zalim ve kan tökücü vali Hattat ibni Yusuf-i Saggafi Kuran’a noktalama işaretlerinisokmuştur.Bu yolla sözcük ve tümcelerin değişebilme olanağı bulmuştur(3).Kuran’ın kimi ayetlerinin azlığı çokluğu üzerinde Şia durmuştur.Kimi saptamalar da yapılmıştır.Yanlız Kuran’ın Tanrıca korunduğu yargısına vararak Kuran üzerinde inançta birliği düşünmüşlerdir(4).
Alman tarihçi A. J.Dierl Peyganberin ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra onun söylediği ayetlerden derlenen Osman Kuran’ı’nın Emevilerin çaba ve kararlarıyla düzenlendiği bir çok filtreden geçmiş ve özgün biçiminden uzuklaşmış olduğu kanısındadır(5).
Alman Kuran Trihçileri Nöldöke ve Schwally’ye göre Kuran’ın eksik ve Ebu Bekir-Osman lehlerine düzenlendiği konusunda ilk uyarılar Şii bilginlerinden gelmiştir.XI.y.yıl yazarları Kuran’da 500 dolayında yerin yanlış düzenlendiğine dikkatleri çekerler.Şii otoriteler Kuran’da bir çok ayetin Hlife Osman’ca çıkarıldığını ileri sürerler(6).Kuran tarihçilerine dayanan Muammer Sencer ele geçen Kuran yazmaları arasında farklılıklar olduğunu kanıtlar

KAYNACA
Aleviliğe İftiralara Cevaplar_Baki Öz

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Alevİ bektaşilikte tasavvuf Aşk

Tasavvufta Aşk

Ey Niyazi ibdidasız zefk buldun aşktan,
Yarın ispatında La’sız zefk buldun aşktan
Daim ü baki fenasız zefk buldun aşktan
Ey Fuzuli intihasız zefk buldun aşktan.

Aşk: İleri derecede üstün bir sevgidir ki, bu ancak tasavvufla uğraşanlar, Ahmet Yasevi, Lokman Perende, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Yunus Emre, Müyiddin-i Arabi, Muhammed Nurul Arabi, Mısri Niyazi, Hallacı Mansur, Seyyid Nesimi, Fazlullah-i Hurufi, Virani ve benzeri gibi büyük düşünürler tarafından Allah anlamında yani Allah hakkında kullanılır. Böylece de Alla’a ait bir isim olarak kabul edilmiştir.
Beyt:
Ey Niyazi mürşit istersen bu yolda aşka uy
Enbiya vü evliyaya aşk olubdur rehnuma
(Rehnuma yol gösteren)

Alevi- Bektaşilik: Aşk yoludur, sevgi yoludur, vahdeti vucut yoludur, tasavvuf yoludur. Tasavvuf kelimesinin anlamı, kısaca Hz. Peygamber’in sofasında oturanlar anlamına geliyor. Bu yolun yolcusu, yani düşünür anlamında demek oluyor. İslamda ilk tasavvuf ise Kırklar Cem’inden başlar. Bu yolla gönül tahtında sultan olunur.
İnsan bu satede bir ışık olabilir. Nefsi ile savaşır, kendini her türlü kötülükten kurtarır. Tanrısıyla arasında’ki dış ilişkileri kırar. Hak ile Hak olur.
Bir diğer tarifle tasavvuf kamil insan olmak, bütün dertlere derman olmak ilimdir. Canı canana verip, kurtulmaktır. Mustavvıflar dünyadaki güzellikleri sevmekle Allahı sevdiklerine inanırlar. Cezbe, kulun Allah’la birleşmesidir. Hakk’ın kulu sevmesidir. Salikin kalbine Hak vergisidir.
Gazali’ Arifler hakikati zirvesine yükselerek mir’aclarını tamamladılar da vucüdda Allah’tan başka bir şey olmadığını apaçık gördüler’ demiştir
Tasavvuf teşkilatınca medresenin karşısında bir tekke ile cıkmış oldu. Bu iki müesse arasında derin bir uçurum, büyük bir ayrılık vardır. Medrese: zahir ehli ve kaal ehli olanlar için, Tekke: batın ehli ve hal ehli olanlar içindir. Medrese: Müslümanlerın bile pek azını cenletlik sayarken Tekke, bütün dünya milletlerine bir bakacak kadar geniş tolaransa sahiptir. Medrese, şiir ve musukiyi haram sayarken Tekke vecd ve hale götüren bu aletlere dört elle sarılıyor.
Musiki bütün mukaddes dinlerde vardır. İslam dininde ise Alevi-Bektaşi ve Melami tarikatlarınca yaşatılmıştır. Bilhassa Türkler için Horasan sofilik akımlarının merkezi idi. Ahmet Yasevi bunların en büyüklerindendir. Sonraları Bektaşilik, Haydarilik, Yesevilik’ten doğmuştur. Anadolu’ya ve Rumeli’ye göçebe halinde gelen Türk halk tabakasına hitap eden pek geniş bir tarikat olmuştur. Nihayet Hz Pir Hacı Bektaş Veli geniş halk tabakasına irşadlarda bulunmuştur. Böylece Türkler tasavvufta çok büyük gayret gösterdiler. Nefsi ile mücadele ede ede böylece mağrifet kazanarak hakikat inancına sahip olarak nefsini tanımasını bildiler.
Tasavvuflara göre asıl kitap, sevenlerin yüzüdür. Hakikat orada okunacaktır: İnsan gönlünde hakikatı bulduktan sonra her yer mabet ve mihrab her yer bir turher dem bir Mir’ac olur. O insan her zaman hak ile iç içedir. İnsan riyadan uzaklaşınca her hali ibadet, her buldunduğu yer Ma’bed olur.
Aşk, Enel’aşk şarabını içip, Muhabbet burçlarını Mir’aç eden Hak olmak, hakikate varıp kendi kakikatini bulmak nedir, buna anlar. İnsan aşk içinde benliği ortadan kaldırır, benlik senlikten sıyrılır, tamamen o olur. Kur’an, secde, mihrep, minber nedir daha iyi anlar.
Her yoldan bir noktaya, bir nur’a varılacağını aşk öğretir. Aşık, maşuk ve aşk birbirne kaynaşmıştır. Aşık ölmeden ölmüş, candan geçmiş, baştan ayağa gönül yarasının merhemi olmuştur. Can ile cananın perdesi yoktur. Kainatı gönül denilen noktaya toplamıştır.
Aşk çiğ olanı pişirir. Ben sen nedir yakar, menziline ulaşır. Bütün farkları siler. Canı tohum, gönlü başak olur. Kıblesi dostdur. Emel defterini dürmüştür. Can eker, kucak kucak gönül biçer. Aşık Veysel de şöyle anlatır.

Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulamam
Gönüldeki köşk olmasa

Hulesa aşkı bilmeyen Hakkı da bilmez. Aşk insanı hemervah olmaktan kurtarır. Kamil insan haline getirir. Kamil insana göre, Tanrı sevgisi Tanrıdır. Her kim sevgide ise tanrı da ondadır. Hz. Ali:’Seviniz, seviliniz’, Yunus Emre:’sevelim, sevilelim’demiştir.
Evet her şeyi ve güzelliği sevelim.
Aşk, aşıkın gönlüne hem dertdir hem dermen. Allah gibi gizli lutfedicidir. Durmaksızın nur saçar, vurduğu yeri kemale getirir. Gönül ikliminin padışahı aşktır. Aşık olunca canan da olur. İnsanları seveni insanalar sever.
‘Mutu kable’,’ölmeden evvel ölünüz’ sırrına eren aşık ölüme korkuyla bakmaz. Aşık ölü yıkamaz, diri yıkar. Aşık Kerem de öyle yapmıştır. Kendisini yıkamış, hepsinden soyunmuş, cananına kul köle olmuş, bütün yaratılmışları sever hür insandır. Aşk gönül tahtının sultanıdır. İnsanlık aleminin şerefidir. Aşkın eli,her elin üstünde. O el değince zehirler. Ab’ı hayat olur. Amma bu yolun tövbesi yok. Ne gel bu yola gir, Nede geriye dön. Gelme gelme, dönme dönme.
Adem ahseni takvim üzre tesvir edilmiş, aşk ile ilahi ruh üfrülmüştür. Yaratılışındaki sebebi bilinen, aşık olmaması imkansızdır. Bu ateş düştüğü yerde güller açtırır. Nemrut ateşini gülüstana çevirir. Aşk yolunda ya çırağ ol, yahut bu yoldan ırak ol. Bu aşk öyle garip ki dem gelir sultanlar ona kul olur, dem gelir kullar ona sultanlık eder. Her ses Kur’anlaşır, her leyla Mevla olur. Bütün dünya milletlerinin dini de onda birleşir, imanı da… Bu aşka can ve gönül yaka yaka düşmeli. Eteği değil, yüreği yenmalı… Muhabbet kuşu bir çeşit kuştur ama muhabbet değildir.

Hz. Ali, kerem Allahu veche;”ey insan oğlu, kendini ufacık bir parça zanediyorsun, ama büyük alem sendedir” buyurarak insanı değerlendirme yoluna nur saçmıştır. Aşık: Bedeninin her zerresi gönül kesilmiş kurbandır. O kuyumcudur, demirci değil. İnsan, içinde elmas madeni olan bir dağdır. Aşkın mühürüdür.
‘Aşkın esrarını aşık gerektirir kim bile,
olmayan aşık ne bilsin aşkın esrarını’
(Nesimi)
En hiddetiyle sükünete, en cahili ilme ve irfana, olgunluğa ulaştırmak ancak aşk eri, aşık işidir. Ham ervahın gözüne parmak sokulsa görmez. Aşık tohuma baksa ondaki fidanı, meyvasını görür. Aşık, aşk harmanında savrulur, elenir, yoğrulur, fırına girer, burada pişer, kavrulur ve başkalarına hazır lokma olmak için meydana gelir. Akarsu gibidir. Gönül aynasının pasını silmiş, kırk yıl kazanda kaynamış, canı da can içinde, canı da kalmıştır. Onun aynasında yar ne gösterirse o görünür. Sorgu, sualden azade hale gelmiştir. Ondan ne sorgu kalmış ne de ceap…
‘Haşr-ü neşr-in saati geldi ve hem yevm’el hesap
Uykudan uyan kim o günden ibarettir bugün’
(Nesimi)
‘Cennette şarap içenler’ denilen erenler meclisinde oturanlar ezdi ve ebedi aşkın kurbanıdırlar. Can evine bakta oradaki sevgiliyi gör. Padişah orada kurulup oturmuşken sen kapının dışında misafir gelecek diye bekleme… Men aref’i bilen onu kendinden başka yerde mi arar? Bu gördüğünü farketmiyenin göz aramasına benzer.
Sevgili; sana şah damarından daha yakınım’ derse, bu sesi duyan aşıka veli destek yeridir. O da cananına’idrikni gel)’ diye seslense, sevgilinin ‘lebbeyk (buyur)’ cevabıyla kainata nurlar dolar. Cihan rahmet ışıklarıyla apaydın olur. Aşk, aşık ve maşuk birbirine karışır. Tek nur gibi cihanı aydınlatır. Aralarında iğne ucu kadar fark kalmaz.
‘Yüzüne Ehl’i nazar suret’i Rahman dediler
Okuyanlar bu kalemullahı Kur’an dediler’
(Nesimi)
‘Enel aşk’ dediğimizde bunun içindi. Biz onu sevmeye geldik hepsinin bir olduğunu anladık.
‘Ademdir iki cihanda sultan
Can derdine Adem etti derman’(refii)
‘Vaslına ermak isterim gerçi ki aynıyam anın
Benden anı kim ayıra fikr’i mahal içindeyim’
(Nesimi)
Sevgili onun gözü, işiten kulağı, eli ayağı olur. Aşık sevgili ile görür, işitir, konuşur, düşünür, can canan içinde birleşmiştir.
Cevherim, cıhanım, cennetim, kıblem, ka’bem, damarımdaki kanım, dar-ı mansurum, derdim ve dermanım, elim, erkenım ve ezanım, gözümün nuru, ey benim enel aşk figanım, gerçeğim, tasavvuf gömleğim, pirim, hünkarım, şahım ve şah damarım, Tanrım, tecelli ummanım, canım, cananım, Yüzgüzelliği, Fatiha gönlü Ka’be olan insan, yüzün Kur’andır. Ruhunun umman ‘Künt-ü kenzen’ deki kenzedeki cevher sendedir. Kainat senin içindedir. Nefsini bil de arada büyük yapıcıdan başka bir zerrenin bile bulunmadığını anla.
‘Hakikat sırrı esrarın cihanda ehl’i hal anlar
Avam olan ne bilsün halet-i aşk-ı vebal anlar’
(Seyid Nizamoğlu)
Sağım solum gözler idim, dost yüzünü görsem deyu
Ben taşradan arar idim, ol can içinde can imiş
(Niyazi Mısri)

Sağım solum gözler idim, dost yüzünü görsem deyu
Ben taşradan arar idim, ol can içinde can imiş
(Niyazi Mısri)
Vuslata eren hakikata vurgundur. Gönül bağlıdır. Ölümsüz, bakidir.
‘Ah eyleme beyhude sakın, canı üzersin
Can içre olan sevgili cananı üzersin’
(Mehmet Ali Hilmi Dedebaba)

‘Dost cemalin görmeye
Her bir azam göz oldu
Payine yüz sürmeye
İçim dışım yüz oldu’
(Mehmet Ali Hilmi Dedebaba)
‘Yedullah sırrını aşıkla gör, elele vermişler sümme vechullah aşk ile üçü bir olmuşlar
Kester perdesini yakıp, vahdet sırrını çözmüş ulu hakikate ermişler. Benlik dağını yıkıp, onun gözüyle başka görür, yoksa (len terani)’ Musa’ya: ben demekle beni göremezsin’ diye buyruldu.
‘Nefsini bilmeyen can olamaz
Özü hayvan durur insan olamaz
Ol Hemen serseri gezer yabanda
Vucudu şehrine sultan olamaz’
Hz. Hünkar Hacı Bektaş Veli, insanı kamil hale getirmeyi ve kamil insan olmayı öğretti. Hz. Mevlana, insana secde etti. Nefisini tanımayan için karanlıktan başka bilgi yoktur. Nefis kemelin zehridir. Onu zararsız kılmak, yola getirmek için iirade lazım. Aşk lazımdır. O zaman zehir, panzehir olur. Yola nefsini bilerek adım at. Kendine inan. Bu bilgi sende oldukça vahdete erersin.
Cehennem azabı nefsini bilmektir. Mahşer: can ile cananın birleşmiş duygusudur. Zebaniler: aşkı bilmeyenler, Kevser: muhabbettir ve sohbettir. Cennet’i-ala:aşkın gönlüdür,vuslat: çoklukta birlik bulmak, arş-ı-ala: vuslata ermiş aşkın, insani kamilin sırrıdır.
“Sen çıkınca arada kalır sende yaradan”
Benliğini sırtından atıver senden geç, hakikat meydanından serdarol
Sen’ Ev adna sırrısın, allemel esma’sın. Küntü Kenzen gevheririn hazinesinin. Kendini bildin maksat, ruhundaki içinde ayıp ve kusuru bil. Buları bilmedikten sonra başkalarının halini bilsende kerametler göstersen de ne faydası var? Evvela özünüzü arayın, sonra hakka yarayın. Kendi özünüzle haliniz nasıl?
‘Dinlemeyip sağı solu
Hakikatle içi dolu
Edep, erkan ile yolu
Bulan cana aşk olsun’ (Aşık Noyan)
Edepli kimse, elinden, dilinden, belinden kimseye zarar vermez. Kimsede ayıp görmez.
‘Bana yardan vaz geç derler
Ben geçerim gönül geçmez
Çekseler de beni dar’a
Ben geçerim gönül geçmez’ (Gevheri)

Yaratıcının ışığı elinde asa, yolun hizmeti ağaında çarık olsun. Varlığın noktada bir sur’et ondan muradın olanı apacık görürsün. (Kul Hüvallahü) suresini orada okursun.
‘Gördüm seni gümansız her dilberin yüzünde
Hakka yakın görene zann’ü güman gerekmez’ (Nesimi)
Ey aşık, vucudun var sanma. Aynada yar yüzünün hayalisin.
Sevgiliden başka sevgili yoktur. Ona kavuşur,onunla olur, o olursun. Davaya sahip olursun.
O zaman sevenden: Sen olmasan yaratmazdım. Hepsini senin için yarattım. Sen alemlerin rahmetisin. ‘Levlake lemma halaktel eflake vema erselnake illa rahmeten lil alemin’Hitabı gelir, Ledün ilmini istiyene bir’ Elif’ de yeter. Aşk, kendinden geçen hakikat dost, hakka akraba olur.

‘Bir aşık gördüm, ‘Nur ola, sır ola, hayrola, şerler def ola, münkir münafık mat ola, Hüü dost’ diye şakıyordu. ‘Ne yapıyorsun?’ dedim. ‘Dem çekiyorum’ dedi. Kalp bununla yıkanır, cilalanır da aynasında yar tecelli eder. Geceler gündüzler onun ışığından nura boğulur
İsmi-azam İNSAN’dır.
‘Gözün açık ise gel gir katara
Bu yol görenindir körün değildir
Girebilir isen gönül evidir
Giremezsen sakın yerin değildir’
(Pir Sultan)
Sevgili Canlar Tasavvuf’ Aşk-ı İle dola taşasınız bu aşk Alevi-Bektaşi aşk yolusur, bu aşk erenler aşk’ıdır Erenler Demine Hüüü
Aşkı Niyaz Ederim
Allah Eyvallah
Kaynak
Allah Hedef Can Nokta
Alevi-Betaşilikte Tasavvuf

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Alevİ bektaşilikte tasavvuf

Bu hakikatte, kitap okudum kudrette
Meşk aldım ehli hikmette, bunu böyle yaz dediler.
İslam tasavvufunun Vahdet’i vucut felsefesini destekleyen, Kur’an ayetleri Hadis’ler meydanda dururken,zahir ulamasının bunları daha insaflı bir anlayışla incelemesi lazımken, her nedense onlar bu hakikatlere karşı hep ezici bir tavır takınmışlardır.Tanrı alemi korumak için Ademi kendine halife tayin etti. Onun içinde insanı kamil var oldukça, bu alem, daima kurunmuş olacaktır. Dünya hazinesinin mührü olan insan’ı kamil, mührü bozulacak olsa, Tanrı’nın bu hazinede saklıyacağı bir şeyi kalmaz. Dikkatli ol: Melekler, Ademin yaradılışındaki sırrı eremediler. Çünkü Adem hem zahir hem de batın isminin tecelliyatına mazhardır.
Meleklerde ise bu yoktur. İlmin alim’e ve hayatın canlıya olduğu gibi, bütün ilim alim’e ve hayatın canlıya olduğu gibi, bütün ilim ve bilim Adem’e verildi. Allah, Ademi kendi sureti üzerine halk etti Hadise işarettir.
“Ben ibadetlerle yaklaşan kulumun, işiten kulağı, gören gözü, eli ve ayağı olurum, benimle görür, tutuğu şeyi benimle yakalar ve benimle yürür.”
Bunu anlamakta ise hemervah güçlük çekmektedir. Allah Ademi kendi suretinde yarattığını, Mukaddes kitaplarla beyan etmiştir
İnsanları yaradan biziz. Onların kalplaerinede canlanan vesveseleri de biliriz. Çünkü biz, ona şah damarlarından daha yakınız.
Kaaf Süresi Ayet:16

NUH Suresi sonuncu ayetinde
Tanrım: Bana uyan ve gemiye binen erkek ve kadın Mü’münleri koru. Onlardan dünyaya gelecek Mü’minleri koru. Günahlarını bağışla

Sen Hakk’ın sureti ve Hak da senin ruhun olduğundan, sen Hak için bir suret gibisin, o da senin bedenini saevk ve idare eden bir ruh gibidir.
Ruh bedenden ayrılınca artık o bedende hayat kalmaz. Nuh kavmi bu hikmeti anlayamayınca, Tanrı bilgisi denize daldılar.
Tanrı bilgisi denizine dalan hayret ehli su içinde ateşe girdiler. Allah onların yardımcısı oldu.

Başarıyı veren cenabıAllah’tır. Allah’ın “bana dua ediniz ki dileklerinizi kabul edeyim.” Emrine uyarak, bütün insanların günüflerini merhamet ilim sevgi ile doldursun, insanlar hep barış içinde yaşasınlar.
İslam felsefesi ve Tasavvuf yolunu, şeriata göre korkunç ve tehlikeli saydılar, okunmasını caiz görmediler. Şimdi hakikat yolunun yolcusu olsn, irfan sahiplerinin taktirine sunamak istiyorum
Beled Suresi Ayet 8 den 11 e kadar
Halbuki biz ona, doğru yolu görmek için iki göz, doğruyu söylemek için, bir dil ile iki dudak verdik Akıl verip, eğri yolun kötülüklerinden korunup, doğru yolu bulmasına yerdım etmedik mi? İnsan aklını, gereği gibi kulanamaz ise, sarp yokuş gibi olan sapıklıkta kalır ve tanrı’yı unutır.

Bekara Suresi Ayet 256
Habibim: Hak olan İslam dinini kabul etmeye kimseyi zorlama. Zor ile din kabul edilemez. Vicdanı yüce olanlar, kendiliğinden hak dinini kabul ederler. Sen onlara doğru ile eğriyi anlat. Çünkü, İslamiyet gerçeği bildiren bir dindir, Tanrı, her şeyi işitici ve bilicidir…

İlim ehlinin malı ve hazinesi, İlimdir. Nitekim malın zekatı vardır. İlmin zekatı da okuduğu ilimden halk faydalar görmeli, onun zekatı Hakk’ı ve Hakk’ın rahmetini, bildirmektir.
Beyt:
SURETİ İNSANA BAK
Zahide suret gözetme içeru gel cana bak
Vechi üzre gör ne yazmış defter’i rahmana bak.

Musahaf’ı hüsnünde yazmış kulhüvallahü ayeti
Ger inanmazsan girü var mektebi irfana bak.

Alem anın hüsnünün şerhinde olmuş bir kitab
Metinin istersen Niyazi sureti insana bak.
Tasavvufun esası Vahdet-i Vucut felsefesidir. Bu akideyle ilgili bazı ayetleri beraberce okuya biliriz:

“Sizi rahimlerde tasvir eden O’dur.”
“Nefisleri ölümleri anında Allah öldürür.”
“O, kullarından tövbeyi kabul eder ve sadakaları alır.”
“Ektiğiniz şeyi siz mi zer’edersiniz, yahut bizmi?”
“Bana haber veriniz; İçtiğiniz suyu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?”
“Kur’an’ı okuduğumuzda kıratini dinleyip tekrar et.”
“Onları siz öldürmediniz. Allah öldürdü. Ve attığı vakitde sen atmadın. Allah attı.”
“Sana biat edenler, hemen ancak Allah’a biat ederler. Allah’ın eli onların elleri üstündedir.”
“Biz insana şah damarlarından daha yakınız.”
“İşlerin cümlesi ona ruca eder.”
“Maşrık ve Mağrip Allah’ındır. Yüzünüzü ne tarafa çevirseniz Allah’ın veçhi oradıdır.”
“Her şey yok olucudur. Ancak onun zatı ölücü değil.”
“Allah her şeyi muhittir.”
“Allah göklerin ve arzın nurudur.”
“Evvel ve ahir, zahir ve batın O dur.”
“Ben ademi ruhumdan üfürdüm.”
“Sanır mısınız ki, Hak Taala sizi abes yere yarattı ve geri ona gelmez mi siniz?”
“Afaktaki nişanlat biaynihi senin nevsinde de vardır. Her kim ki o nişanları nevsinde buldu. Allahı bildi.”
Kur’anı Kerim’de vahdet vucuda delalet eden daha bir çok ayetler bulunduğu halde, alehde sayılabilecek topu topu üç ayet vardır:

1.”Allah arş üzerine üstüva etti.”
2.”İyi sözler ona yükselir.”
3.”Gökde olan Allah’ın sizi yere geçirmeyeceğinden emein mi oldunuz?”
Bu alem bir ağaçtır, meyvesi olmuş Adem
Madlup olan meyvedir, sanma ki ağaç ola
(Gaybi)

İslamın nefis terbiyesine ilişkin olan ibadetle sağlıyacağı her husus Hz. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yolunda toplanmış, kurallaşmış bulunmakla İsalam’ın bizzat kendisi olmuştur. Hünkarın yolunda gitmek için kişi ikrar sözü verir. Allah üzerine yemin eder. Hz. Muhammed ve Şahı velayet Ali’yi tanır, gerçek insan olmak için bu ikrarını Hz. Hünkar yolunda yapar ve dönmez. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yolunda herkes kardeştir. Eşitlik ve insan sevgisi vardır. Allah’ın gerçek evi olan gönül kırılmaz oraya en küçük kuşku girmez. Hz. Muhammed ve Hz. Ali anlayışını Hz. Hünkar’ın kendinde biriktirir insan olur, islam olur ve Adem olur.
İnsanı sevmek esas alınır, insan topluluğunun her türlü gelişmesini sağlar, her yapacağı işi Hak yolunda yaptığı inancı içinde, doğruluktan asla ayrılmaz. Gerçek bir insan karekterinde yurduna ve insanlığa layık bir insan olur. Zaten islamın özü de, Alevi- Bektaşilerin bağlandıkları tasavvuf tevhit ve vahdeti vucut yoludur.
Tasavvuf varlığın birliğin (Vahdet-i vucut) anlayışı ile açıklar. Kendisinde mutlak vucud’da (Tanrı varlığında) gören için, yani nefsini tanıyan insanı kamil için,gerçek mutluluk saygı ve sevgi yoludur. Tasavvufun amacı ahlaksal yönden en yüksek dereceye erişmek Kur-an, hadis ve din bilgilerinin ışığında gerçeğe Hakk’a ulaşmaktır. Hakk’ın ahlakıyla olmaktır. Özgürlük, iyilik, alçak gönüllülük ve eli açıklıktır. Tasavvuf Tanrı’nın seni kendisiyle diritmesi, Cenab’ı Hak’la birlikte olmaktır. Gönül derdini tedavi etmektir
Tasavvuf Tanrının sırrına erişmeyi Onunla birliktr olmayı amaçlar. Bu amaca erişmenin tek yolu aşktır. Hak ile olmanın, sevgiliye erişmenin yolu olan bu aşk, Tanrı aşkıdır. (Aşkullah gerçek bir aşktır) Aşık, her şeyde Tanrının güzelliğini görür. İnsan bu güzelliğin bir parçasıdır. Tanrı’dan bir ışık, nur taşır. Tanrı insanı yaratırken kendi nurunu, güzelliğini ve cemalini ona vermiş, ruhundan da ruh üflemiştir.
Beyit:
Biz bizi bilmez idik
Biz bizden eyledi
Aşikar kıldı bizi
Kendini nihan eyledi

Sen ve ben ile kalan
Olur bu yolda yalan
Dünya çirkine dalan
İşin güman eyledi

Ezelden beli idik
Elest’te belli dedik
Ezeldan Yunus idik
Kamu birden eyledi
Alevi-Bektaşi yolu, tasavvuf felsefesini öğreten uygulayan ve yapan bir okuldur. İsalm düşünce ve ahlakının Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Fatima Ana’mızın sergilemiş oldukları yolun, hayatın bir devamıdır. Oniki İmamlardan silsile yoluyla Ahmet Yasevi, Lokman Perende ve Hcı Bektaş Veli tarafından Anadolu ve Balkanlara kadar uzanmış bir insan sevgisidir. Tanrıya kavuşamak için ölmeden önce ölmek ve Nefsini bilen tanrısını bilir inancı üzerine tasavvuf yolu kurularak insanları gönül sevgisine götüren bir edebiyat inancını sunmuşlardır. Bu akım Pir Hcı Bektaş Veli tarafından Anadolu’ya gönül ile kucaklaşabilen, içe doğan, insan ile bütünleşen, korkulan değil sevilen, şer düzen değil, iyilik veren bir Tanrı sevgisi taşınmıştır.
Ölmeden önce ölmek sırrını mazhar olanlar Hakk’a erişme mertebesine yükselirler. Nefsi yenmek içinse aşık olunmalıdır. Bu hususta Yunus Emre şöyle anlatır.

Bir sakiden içtim şarap arştan yüce meyhanesi
Ol sakinin mestleri yüz canlar anın peymanesi

Bu meclisin mestlerinin enel Hak demleri olur
Yüz Hallac-ı Mansur gibi en kemdürür divanesi

Aşk şarabın içenlere gel bir nazar eyle gör
Bunca yıldır nice döner ol meclisin piyalesi

Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemgil
Bilmez misin cahillerin nice geçer zamanesi

Medrese Allah’a karşı korkuyu, Tekke ise Sevgiyi öğretmiştir. İşte Emevi taraflarınca asırlardır hor görülen Alevi-Bektaşiler bu tasavvuf yolunun yolcularıdır.
Araf suresi ayet 172:
‘Allah insanları yaratıp sınav alanına göndermeden önce ruhlarını huzunda toplamış ve Ben sizin rab’biniz değilmiyim? diye sormuştur. Onlar da ‘Kalü beli, evet Rab’bimizsin diye cevap vermişlerdir.’
Tasavvufta ‘Elestü bezmi’ denilen bu ikrar ve imana bağlı olan Alevi-Bektaşi’lik yolun Hak yolu olduğunu bilmektedir. Alevi-Bektaşi’lik sadece insan değil bütün canlılara sevgi ile bakar çünki dinde insanın mutluluğu için bir vasıta bir vesiledir.
Tasavvuf yolunda olanlara göre, Hallac’ı Mansur’un Enel Hak sözü yani Allah beni yaratmakla kainatı tecelli etmiştir ki burada şahıs konusu değildir.
Sen ancak benim tecelli ettin, başaka surette tecelli edemezsin’. Bundan ötürü ‘Ben oyum’ dememeli fakat ‘ben ondayım’ demelidir. Süretlere inen tenezzül eden bizzat Allah’tır. O halde ‘nefsini bilen, nefsinde beliren Rab’bini bilir. Varlık, vudut birdir. Allah’a giden yol ise vicdandır. İsalmda Vahded-i vucut böyledir.
Allah’ın insanda tecellisi tevhit, nefsini bilmek,Alevi-Bektaşi inancına nefeslerine geçmiştir ki bunlar Allah, insanı kendi sureti üzere yaratmıştır. Allah bize şah damarımızda daha yakındır ama bu yakınlığı kavramak aklın dışındadır. Hakk’ın varlığı hakkında
Kaaf suresi ayet16:
‘İnsanları yaradan biziz biz ona damarından daha yakınız’

Hadis sure ayet 4:
‘Kalbinizin canı, olan iman nurunu peyganberiniz size yapacağı zaman onu dikkatle dinleyin’.

Bakara suresi ayet34:
‘Meleklere Adem’in ilmine baş eğmelerini emrettik. Bu baş eğme ona hürmet secdesidir’.

Ezelden içmişim camı Sekahum
Anınçün söylerim her dam enelgak (Seyyid Nesimi)

Tasavvufa dayalı Alevi-Bektaşilik, Adem’de Allah’ın tecellisini bulmaktadır
Ölmeden ölme: Kendini manevi olarak kurban etme: Bütün tasavvufta bilhassa Alevi-Bektaşilikte görüyoruz
Tasavvuf, insan oğlunun Tanrı sırrını bulma, O’na kavuşmak için bir inanış, bir düşünüş sistemidir. Tasavvufa göre insan, Allah’tan kopan bir nur, bir kudret parçasıdır
Tasavvufta önem itibariyle Allah’tan sonra insan gelir. Çünkü insan bütün isimleri zatında toplayan ism-i azam mazhar ve 18 bin alemin istinsah edilmiş muhtasar bir suretidir.
Velilerin Şahı, Ariflerin Sultanı Ali-yül Murtaza (Radiyallahuanhu) bir şiirinde bu tasavvuf’u şöyle izih ediyor.
“Senin ilacın kendindedir.
Lakin sen bilmiyorsun
Marazın da sendedir.
Fakat sen görmüyorsun.
Kendini küçük bir cisim zannediyorsun
Habuki en alem senin gönlünde yayılmış
Harfleriyle gizli izhar eden Kitabı Mübin sensin
Hariçteki şeye ihtiyacın yoktur.
Senden mester olan şey senden haber verir.”‘

Erenler Demine Hüü
Allah Eyvallah

Kaynak
Alevi-Bektaşilikte Tasavvuf
Şeh Beddretin Varidat Tercümesi

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

ŞERİAT NEDİR?

şeriat nedir?

Kasım 14, 2009

ŞERİAT NEDİR?
ŞERİAT’IN KESTİĞİ PARMAK GERÇEKTEN ACIMAZMI?

Şeriat, zamanın koşullarının gerisinde kalmış,uygulanabilirlirliği kalmamış bedevi Arap gelenekleridir. Peyganbere mal edilen bir yığın uydurma hadislerle ve mezhep alimi ünvanına sahip, yaşadıkları dönemde gerçeten önemli kişilikler olsalar da sonraki dönemlerde güncelliğini yitirmiş görüşlerin üreticileri olan şahısların içtihatları etrafında şekil’lenen hukuk kurallarıdır. Bu kuralların 20. Yüzyılda kullanılabilir bir yanı kalmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları tarafından bu cendere ilkel şeri yasaları kaldırmıştır.
Toplumlara egemenlik haklarını,özgürce seçme ve değiştirme haklarını önsel olarak red edenler yine şeriatçılardır. Şeriatıçlık 7.Yüzyıl Arap hukuku çerçevesinde yönlendirilir. Allah’a ragmen Allah’çılık yapanların insan hakları, özgürlük ve demokrasi gibi sorunları yoktur, çünkü onlar sorunlara insanlık ve çağdaşlık açısından değil; kendilerini cennet’e götürecek referanslar açısından bakmaktadırlar. Yaptıklarını akıl ve mantık iradesiyle değil, sonunda alacakları vaatler için yaparlar. Siyasal islam kişiyle tanrı arasindaki ilişkilerle yetinmez, insanlarla insanlar, devletler arası ilişkiler, ekonomi, siyaset gibi her alana hem de en ağır yaptırımlarla karışır. Demokratik dayanakları yoktur. Temelleri korkutmak ve tehditdir. İste bugün bu ilkel hukuku kullanarak devlet ve toplumu yönetmek iddiasında biçimlenen Şeriatçılık, özgürlüklere, eşitlik düşüncesine, demokratik yönetim anlayışına, uluslararası barışa, kadın haklarına, hak eşitliğine, her türlü zorbalığa ve yobazlığa tümüyle karşı çıkan bir sistemdir.
Şeriat denilen şey, pek çoklarının sandığı gibi İslam değildir. Allah’ın dinin adı bellidir: İSLAM!

Şeriat diye savunulan kurallardan bazıları:

[/URL]Kadının şahitliği, erkeğin yarısıdır. Yani iki kadın ancak bir erkeğe eşittir.
Kadın mirastan erkeğin yarısı kadar pay alabilir.
Kadının boşanma hakkı yoktur.
Kadın bir erkeğin ikinci, üçüncü, dördüncü karısı olabilir.
Kadının yeri evidir. Mecbur olmadıkça dışarı çıkmamalıdır. Dışarı çıkmak zorunda ise bütün vucudunu kapatmalıdır. Yüzünü de peçe ile örtmelidir.
Kadın erkeğin birkaç adım arkasından yürümelidir.
Kadının kocasına itaati Allah’ itaati gibidir.
Kadının cennete girebilmesi kocanın rızası kazanmasına bağlıdır.
Kadın yönetici, devlet başkanı olamaz, Seçme ve seçilme hakkı yoktur.
Arapça kutsaldır. Arapça dışında başka bir dil ile ibadet yapılamaz.
Cennet dili Arapçadır.
Kur’an Arapçadır.
Peyganber Araptır. Bu nedenle Arapları sevmek, Arapçayı sevmek, Arap kültürünü sevmek Şeriatın gereğidir.
Arap gibi giyinmek sevaptır. Sarık,cüppe, vs kıyafetleri giymek dindarlık alametidir.
Kadın ve erkek bir arada bulunamaz. Kadın ve erkek bir arada eğitim göremez. Kadın ve erkek bir arada ibadet bile yapamaz.
Kadın hastayı erkek doktor bakamaz muayene edemez.
Kadının sesi erkeğe haramdır.
Şarkı söylemek, Türkü çağırmak, müzik dinlemek günahtır. (Bunlarla ilgili kütüp-ü sitte’de yığın hadis bulunmaktadır.)
Resim ,heykel,opera,bale,tiyatro ve benzerleri günahtır.

Kendi hegemonyalarını sürdürmek, kadın sömürülerine devam etmek isteyenler, Sünni mezhebini hakim kılmak için şeriat naraları atanlar, ne yazık ki Kuran’a dayalı İslamiyet’in en büyük düşmanlarıdırlar. Kuran’ın İslam’ını anlatanlara ateistlerin göstermediği düşmanlığı bu kesim sergilemektedir. Bunun sebebi basittir: Kuran’ın İslam’ı, bu kesimin sömürü aracı olarak kullandıkları dinin söyledikleri gibi olmadığını; yönetim şekil’lerini, kadına bakışlarını, baskıcı idare biçimlerini Kuran’a göre değil örflerine, heva ve heveslerine, Arap geleneklerine göre oluşturduklarını göstermektedir. Bu kesim tek sömürü araçları olan din ellerinden alınınca bunu alanlara yahudi, mason, sapık, ajan gibi sözlü ve fiili saldırılarda bulunmakta ve güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktadırlar. Kısacası bu kesim başarısızlıklarını kendilerinde arayacaklarına masonlara, yahudilere, ajanlara, dış güçlere sorumluluğu yükleyip eksikliklerini, yetersizliklerini örtme gayretindedirler.

Din adına uydurulan Şeriat palavraların birçok örneği bulunmaktadır. Allah adına konuştuğunu iddia ederken, aslında Allah’ın yerine konuşmuş olan mezhepçi kafalar, Allah’ın rahmeti olan dini, Allah’ın belası gibi göstermişlerdir. Allah’ın insanın yaratılışına uygun olduğunu söylediği dini; hem insanla, hem mantıkla, hem bilimle, hem insaşa çelişir bir şekilde tarif etmişlerdir. Bu kafaya göre Allah’ın rahmetini anlatmak dini yozlaştırmaktır.

Sonuç:

Bugün biz Hanefi, Sünni mezheplerinin sahte yumuşak yüzüyle muhatabız. Ortamları müsait olursa gerçek yüzünü de görürüz, merak etmeyin. Sünni Hanefiliğin iktidara gelse, yönetimi ele alsa ne yapacağını merak mı ediyorsunuz? O zaman bir Afganistan’a bakın, bunun örneğini göreceksiniz. Dehşetle irkilerek görüntülerini seyrettiğiniz Türk Hizbullah’ı da Sünni mezheplerin bir uygulayıcısı olduğu için evlerin bodrumunu mezarlığa çevirmiştir. Sünni mezheplerde, haremlik selamlığın da, peçenin de, kadının yüzde yüz soyutlanıp köleleştirilmesinin de, müziğin, resmin yasaklanmasının da dayandırılabileceği izahlar vardır. Afganlılar kafalarından yeni mezhep uydurmadılar. Sünniliği Şeriat’ı uyguluyorlar.
Bugün Türkiyede başı örtüsüz dolaşmayı günah sayanlar insanları diri diri yakanlar,insanları evlerinin mahsenlerinde domuz bağıyla öldürenler kadınlarımız ilkelce kapatılması gerektiği fikrini Şeri İslamlaştıran yobaz,mollalara iyi bakmakmalılar. Yoksa Yapılmak istene şey; önce baş örtüsü, ardından peçeyi daha sonra da Burka’yı dayatmaktır.? Her Türk kadının,kızının ve insanının bunları derinlemesine düşünmesi lazımdır.

Zira; “Başörtüsüne, türbana özgürlük!” diye feryat edenlerin nerede duracakları meçhuldur.

Yaralanan Kaynaklar:

Kuran Araştırmaları Grubu “Uydurulan Din ve Kuran’daki Din” Kitabı
Alevi İbadetlerinin İslam’daki Yeri (Mustafa Cemil Kılıç İlahatcı-sosyolog)

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Sünnilik İslam-ın İçinde’mi Dışında’mı?

Sünnilik İslam-ın İçinde’mi Dışında’mı?

Kasım 15, 2009

Sünnilik İslam-ın İçinde’mi Dışında’mı?


 

Alevilik İslamın dışında mı içinde’mi?
Tartışmalarına yanıt
 

Her hangi bir dinsal gurubun görüşlerinin İslam’a uygun olup olmadığınının saptanması konusunda elde nesnel bir ölçüt varmıdır? Kesinlikle yoktur. Çünkü ortada tek bir İslam yoktur. Deyim yerindeyse İslamlar vardır. Bu İslamlar, aslında İslam’ın temel kaynağı kabul edilen Kur’an’a dair yaklaşımlardan neşet etmektedir. Bu yaklaşımlar zemininde teşekkül eden ekollere dinsel literatürde mezhep adı veriliyor. Hal böyleyken her mezhep mensubu kendi anlayışını dinin /İslam’ın ta kendisi olarak görmekte ve kendi mezhebinin dışındaki oluşumları da kendisine yakınlığı nispetinde İslami yada gayri İslami addetmetedir. Bu cümleden olarak söylüyelim ki , bir Sünni’ye göre İslam aslında Sünnilik demektir. Yada bir Şii’ye göre yine İslam, aslında Şiiliktir. Her ne kadar bunlar lafzan söylenmese de takılınan tutum ve geliştirilen yorumlar semantik açıdan analiz edildiğinde ortaya çıkan budur.
Ötedan beri Sünniler arasında (Her ne kadar entelektüel Sünniler tarafından rağbet görmese de avamın hala muteber kabul ettiği) şöhter kazanmış bir söylemi vardır.
Dört hak mezhep! Bu dört hak mezhep; Hanifilik, Şafiilik,Malikilik ve Hanbelilik’tir. Bu dört mezhep bilindiği üzere Sünniliğin kollarıdır. Bir Sünni’ye göre bu dört mezhebin dışındaki mezhepler veya dinsel görüşler Hakkın zıddı olan Batıl sözcüğü ile tanımlanır. Yine bilindiği üzere “Hak”; doğru, gerçek demektir. “Batıl” ise; yanlış, sapkın, sapık ve gerçek dışı anlamına gelmektedir.
İsalam dünyasında bu dört mezhebin dışında onlarca dinsel ekol / mezhep bulunmaktadır. Ve bu ekollerin tümü Sünnilere göre İslam dışıdır. Yada en hafif bir yorumla durumları şüphelidir. Ama Sünnilerin durumu kesin bir niteliğe sahiptir. Sünnilik, doğru yoldur.
Bu gün İslam dünyasının yaklaşık yüzde kırkı o malum “dört hak mezhep’in” dışındaki ekollere mensuptur. Eğer Sünnilerin yaklaşımı kabul edilecek olursa dünyadaki Müslüman nüfusu da bir hayli azalmaktadır
Bilindiği üzere Türkiye’de Sünni İslam’ın dışında en büyük nüfus Alevi-Bektaşi nüfusudur. Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte biri Alevi-Bektaşi’dir. Ve bu nüfusun dinsel durumu tarihte olduğu gibi bu gün de tartışma konusudur. Bu tartışma aslında tam bir ironidir. Tartışmaya taraf olan herkes İslam’ın ne olduğu konusunda refarans olarak Sünni ekolü almaktadır. Sünniliğin görüşlerini İslam olarak kabul eden bir kimsenin Sünni olmayan başka bir kimsenin inançlarının İslami olup olmadığını tartışmasının anlamı yoktur. Çünkü gerçek şu ki, İslam Sünnilikten ve Müslümanlar Sünnilerden ibaret değildir. Ne kadar İslam orijinli ekol varsa o kadar farklı türde İslam vardır. Buna rağmen tartışma sürgit devam etmektedir. Hatta kimi Alevi orijinli kimselerde bu tarışamada Sünniliği İslam’la eşdeğer görme yanlışına bilerek veya bilmiyerek düşüp Aleviliği İslam dışı yeni ve farklı bir din biçiminde yeniden inşa etme gayreti sarfetmektedirler.

Şimdi sormak lazım
Sünnilik İslam’ın İçinde’mi Dışında’mı?
Ya da Sünni’ler Ne Kadar Müslüman?

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Kur’an yetersizmi?

Kur’an yetersizmi?

 

Kuran’ı yetersiz görenler; Falanca filanca mezhepten tarikatten olduklarını söylüyerek, fıkaıhcılar fıkıh kitapları olmadan hadisciler hadis kitapları olamdan, tesfirciler tesfir kitabı olmadan İslam hak dini bilinmez demeye devam edeceklerdir. Oysa Kuran da Hanefilik, Şafilik, Alevilik, Şiilik, Vahhabilik şeklinde mezhepler mi var, yoksa tek bir dinden mi bahsediliyor? Din üç dört kişinin anlaması içinmi yoksa tüm insanların anlaması içinmi indirildi? Peygamber’imizin mezhebi var mıydı? Dört halifenin mezhebi neydi? 

16- Nahl Suresi 89
Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..

Görüldüğü gibi ayette Kuran’ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir. Kuran her şeyi açıklıyorsa Buhari, Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah her şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken niye hâla Hanbeli, Şafi , Şii, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezheplerden medet umuyoruz? Neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olan) diye isim takmışken Sunni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri kullanıp Allah’ın bize verdiği ismi yetersiz görüyoruz?
Kuran her detayı içerir. Oysa kuran ana konuları verir bize başka kitaplara şehlere fıkıhcılara hadiscilere yönlendirmiyor.

5-Maide Suresi 101
Ey iman sahipleri; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir.

Allah birçok ayette dinin kolay olduğunu, insanlara güçlük çıkarmak istemediğini söylemektedir. Oysa hadis uydurucuları ve mezhepçiler sanki Allah unutmuş gibi Allah’ın açıklama getirmediği konuları açıklayarak, din adına zorluklar üretmişlerdir.

29-Ankebut Suresi 51
Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?

Ne yazık ki geleneksel İslamcılara Kuran yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor… Ne yapıp edip, gerektiğinde ayetleri çekiştirip, içinde binlerce uydurma olan hadisleri, dine ilave bir sürü hükmü uyduran mezhep imamlarının görüşlerini din diye yutturmak isteyenlere, Kuran yetmiyor. Çünkü Kuran kadını gelenekçilerin istediği gibi kapatmıyor, haremlik-selamlık yapmıyor, sanata, heykele yasak getirmiyor, sarığın, sakalın, cübbenin, Arap geleneklerinin makbul olduğunu söylemiyor. Bu yüzden birçok kişi Kuran Müslümanı olmaktansa Hanefi, Şafi , Şii olmayı tercih ediyor. Çünkü Kuran’da olmayan bu yasaklara, bu örf dinselleştirmeciliğine, bu mezhepler geçit veriyor. Kişiler Kuran’ı açıp dini öğreneceklerine, kafalarında din oluşturup Kuran’da arıyorlar, sonra bu dini Kuran’da bulamayınca, bak Kuran eksikmiş diyorlar. Ne yazık ki yukarıdaki ayette
geçtiği gibi bazı dinsizlere de, bazı dincilik şampiyonlarına da Kuran yetmiyor.

 

 

Gönderen: bencem24d | Ocak 3, 2012

Din Dersi Alevileri Yok Sayıyor!

Din Dersi Alevileri Yok Sayıyor!

Din Dersi Alevileri Yok Sayıyor!


 

Ne denirse densin, hangi yola başvurulursa başvurulsun,bu ders Sünnilik dersidir.Hatta Sünniliğin sadece bir kolu olan Hanefilik dersidir. Diğer dinlerle ilgili göstermeleik bilgiler de yer almakla beraber hiç bir din dersi öğretmeni o konuları işlemiyor. Hatta müfredatta yer alan Atatürkçülük konuları bile görmezlikten geliniyor. Laiklik ilkesi yok farz edilerek pek çok din dersi öğretmeni tarafından kimi zaman ima ile kimi zaman alenen rejim karşıtı bir söylem kullanılabiliyor. 

Bu derslerin neden Sünnilik dersi olduğunu kanıtlarıyla ortaya koyalım.

İslamda günde beş vakit namaz vardır, fikri öğrencilere işleniyor. Beş vakit namaz olmadığını söyleyen Alevi ınancı yok farz ediliyor. Alevilerin Cem ayininden tek kelime bile olsa bahsedilmiyor. “Müslüman’san eğer beş vakit namaz kabul edeceksin”.dayatması yapılıyor.
Buna karşı cıkan bir öğretmen olarak pek çok kez sorguya çekildim, müfredat dışına çıktığım iddiasıyla soruşturma geçirdim, cezalandırıldım. Cezalandırma sebebim, beş vakit namazın Sünniliğin bir uygulaması olduğunu, Alevilikte böyle bir ibaretin olmadığını, bunun yerine cem ayinin olduğunu açıkca öğrencilerime söylememdir.

Ramazan’da oruç tutmanın İslam’ın bir emri olduğu düşncesi bu dersin öğretmenleri tarafından öğrencilere empoze ediliyor. Oysa Aleviler orçlarını Muharrem ayında tutarlar. Fakat müfradatta Muharrem orucundan hiç bahsedilmemektedir.

Bu derste Alevi inancının temel kavramlarından olan semahtan, dededen, musahiplikten, Kerbela Mateminden bahsetmek imkansızdır. Ama Sünnilik en detaylı bir biçimde işlenmektedir.
Sünni inancına göre.“hayır ve şerrin Allah’tan olduğu anlayışı / imanı” vardır. Oysa Aleviler ve şiiler sadece hayrın Allah’tan olduğuna, şerrin ise insanın kendi nevsinin ve Şeytan’ın ürünü olduğuna inanırlar. Fakat din dersi öğretmenleri ve müfredat bunları yok sayıp bütün Alevi ve şii öğrencilere Şerrin de Allah’tan olduğu empoze etmeye çalışmaktadır.

Alevilerin tebarra ve tevalla inancı yok sayılıp Alevi ve Şii öğrencilere Halife Ebubekir, Halife Ömer, Halife Osman, hatta Muaviye’ye bile hazret dedirtmektedir. Oysa Alevi inancına göre bu şahıslara asla övücü sıfatlar verilmez. Burada Alevi ve Şii öğrenciler büyük bir zume maruz kalmakta, inançları ezilmektedir.

Aleviler ibadetleri sırasında Arapça dua etmezler, Arapça ayetler okumazlar, İbadetlerini ana dillerinde yaparlar. Alevilikte ibadet dili Türkçe’dir.Oysa din derlerinde öğretmenler Alevi öğrencilere de Arapça sureler ezberletmektedir. “Müslüman’san bunları ezberliyeceksin”, tarzında bir dayatma yapılamktadır.

Din derslerinde Müslümanların ibadethanelerinin camiler olduğu fikri dayatılmaktadır. Cemevlerinden bahsedilmemektedir. Camiyi kendi ibadathanesi olarak görmeyen Aleviler böylece dışlanmaktadır.

Hz. Ali ile ilgili olarak konulan okuma parçalarında Hazreti Ali’nin beş vakit namaz kıldığı, Ramazan’da oroç tuttuğu söylenilerek Alevilere;“Eğer siz Hazreti Ali’nin yolundaysanız, onun gibi beş vakit namazı, Ramazan orucunu kabul edin,” mesajı verilmektedir. Oysa bu bilgilerin hepsi Alevilerin kabul etmediği Sünni hadis kitaplarına ve diğer Sünni kaynaklara dayanmaktadır. Hazreti Ali kullanılarak Aleviler Sünnileştirilmaye çalışılmaktadır.

Tekrar söylüyelim ki, her ne kadar dersi adı “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” olsa da bu ders düpedüz SÜNNİLİK DERSİDİR. Ben bu dersi vermak zorunda kalan bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Artık vicdan sahibi insanlar bu feryadı duymalıdır. Bu bir insanlık suçudur. Bir inanç yok farzediliyor Aleviler bu dersler yoluyla asimile edilmek isteniyor.

İnsan olan insan bu zulme onay vermez…
İnsan olan inasan, insanlığından utanır!

Mustafa Cemil Kılıç (İlahatçı-Sosyolog)

Sevgili hocam Mustafa Cemil Kılıç’ın Alevi İbadetlerinin İslam’daki Yeri Kitap’ın sayfa:125/127 yazısını sizlerle paylaşmak istedim ve buraya aktardım hocamın yüreğine sağlık saygıyla kendisini kutluyorum gerçek bir din ilim adamı olması nedeniyle.

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.